Güncel

TERİM’İN TEK BİLDİĞİ GAZ MI ?

 Galatasaray 2017-2018 sezonunu şampiyon olarak tamamladı ve kulüp tarihindeki 21. şampiyonluğa ulaşmış oldu Fatih Terim de böylelikle 9. sezonunda 7. şampiyonluğa ulaştı. Hiç şüphe yok ki kazanılan bu son şampiyonlukta onun payı çok büyük.

   Fatih Terim kimilerine göre egosu yüksek kabadayı,kimilerine göre ise lider ruhlu,taparcasına seveni de çok nefret edeni de.Özellikle son dönemde Euro 2018’de yaşanan başarısızlık, prim kavgası ve Alaçatı’da karıştığı kebapçı kavgası ile toplumun büyük çoğunluğunun yoğun eleştirisini almış bir isim.

   Bütün bunları bir kenara bırakırsak tartışmasız Türk futbol tarihinin en başarılı teknik direktörü. Galatasaray’da  9 sezonda kazandığı 7 şampiyonluk ve Uefa Kupası,A Milli Takım ile 3 Avrupa Şampiyonası ki bunlardan birinde yarı final, İtalya’da Fiorentina ve Milan gibi kulüplerde çalışmış olmak, U21 milli takım ile Akdeniz oyunları finali artı gümüş madalya ve bir çok kişinin atladığı antrenörlük kariyerinin başındaki Ankaragücü ve Göztepe deneyimlerinde de oldukça başarılı bir tablo ile yakalanması güç bir başarı grafiğine sahip. 30 yıla yakın teknik direktörlük kariyerinde gerek kulüp bazında gerek milli takım bazında ülke futbolunda aklımıza gelen bir çok başarının altında imzası olan bir teknik adam.

   Bu süreçte nadir başarısızlıklar Galatasaray’a ikinci gelişi,milli takımın 2006 Dünya Kupası elemelerinde play-off’ta İsviçre’ye olaylı bir şekilde elenmesi ile Euro 2018’de yaşanılan başarısızlık ilk aklımıza gelenler. Milan’dan gönderilmesini ben başarısızlık olarak değerlendirmiyorum (yönetim ile tartışmadan önce 15. Haftada liderin 8 puan gerisinde ligin en az kaybeden 4 takımından biriydi ) oradaki ayrılık bir bakıma  Ancelotti gibi güçlü bir lobiye yenik düşmekti.

   Kısa bir kariyer özeti yaptıktan sonra asıl değinmek istediğim konuya gelmek istiyorum sürekli gündeme gelen Terim’in gaz üzerine kurulu futbol anlayışı. Yazımın asıl amacı gaz mevzusuna bir son vermek.   Fatih Terim futbolculuk yıllarında oynadığı sistem olan 3’lü defans ( ki milli takımda beraber çalıştığı Piontek Avrupa’ya bu sistemi geri getiren adamdır ) ve klasik 4 ‘lü defans arasındaki bir sistem üzerine uzun süre çalıştıktan sonra 96 Avrupa şampiyonası sonrası Galatasaray’da bunu denemeye başladı çünkü bu sistemin özünü oluşturan diziliş değil presti ve pres oyunu bir milli takımdan ziyade kulüp takımında uygulanabilirdi.

   Fatih Terim’in Uefa finali öncesi soyunma odasında yaptığı konuşmada “topun olduğu yer bizim için pozisyon” ve aynı videoda yer alan ve artık klişe olmuş “bam bam bam “ sloganı aslında Terim’in felsefesini çok net anlatıyor. Bu arada yeri gelmişken Fatih Terim’e atfedilen “taktik maktik yok bam bam bam“ sözünün aslında “ileriye gittiğimiz zaman da hep beraber topa doğru bam bam bam oynayacaz..oynadınız ! “  olduğunu videoyu dikkatle izlediğimiz zaman görebiliriz ve bunun gazdan ziyade oynanmak istenen ön alanda pres oyununa bir direktif olduğunu anlayabiliriz. Yine aynı video’da Terim’in motivasyon konuşmasına odaklanmak yerine “topun olduğu yer bizim için pozisyon” “boş alan ve boş adam bırakmamak” “en iyi defans oyunu oynamaktır” “Bugün kaç dakika oynarsanız oynayın ama birinci dakikadan itibaren Taffarel hariç 10 kişi oynamamız çok önemli.” gibi cümlelere dikkat edersek Terim’in maçın tekniği ve taktiğine dair detayları anlatmaya çalıştığını görebiliriz. 

   Fatih Terim’in bu oynatmak istediği oyun ile günümüzde bu oyunun en iyi uygulayıcısı olan  Klopp’un gegenpressing oyununun ilk uygulayıcılarından olduğu unutuluyor. Terim o gün bam bam bam demek yerine iki-üç tane felsefik süslü kelime ile oynatmak istediği oyunu açıklasa yada Klopp’un dediği gibi “Topu geri kazanmak için en uygun zaman takımınızın topu kaybettiği andır. Çünkü rakip hâlâ oyunu kurmak için nasıl pas yapacağını düşünüyordur.” şeklinde bir açıklama yapmış olsa belki büyük futbol üstadı olacaktı ama  ne yazık ki yapamadı.

   Terim’in 96-2000 yılları arası fırtına gibi esen Galatasaray’ı aslında bugünkü gegenpressing’i o dönemde uygulayan belki de tek takımdı. O günlerde gegenpressing gibi bir tabir olmadığı için futbol kamuoyu bunu kaos futbolu olarak değerlendirdi. Galatasaray dizilişi 4-4-2 bile olsa sahaya çıkan takım hiç bir zaman 4-4-2 gibi oynamadı. Oyun başladığı andan itibaren press gücü ile rakibi bozan bekleri ile ileri çıkan ve bir anda 2-5-3 gibi oynayan bir takıma dönüşüyordu. Beklerin öne çıkarak Hakan’ın ortaya Arif’in sağ tarafa ve Hagi’nin sol tarafa geçtiği (bazen bu bölgeye sol bek gelirdi ) Bülent ile Popescu’nun da yarı sahaya kadar çıkarak takım boyunu kısalttığı bir düzen.

  Topu kaptırdığı anda gegenpressing ile topu anında kapan ve rakip kaleye hızlıca giden bir takım Terim’in ana futbol feslefesini oluşturuyor.96-2000 arası takımda bu sistemde Arif 2. forvet olmaktan çıkıp kanat forveti şekline giriyordu. Dünyada benzerini oynatan teknik adamlara dahi denip Terim’e gazcı denmesini anlamakta zorluk çekiyorum. Terim’in bu sistem ile oynayan Galatasaray’ının 4 sezonda gol ortalaması 85 iken Hakan Şükür’ün 25 gol ortamala ile oynadığı düşünülürse az biraz futboldan anlayan kişilerin bunun sadece gaz ile olamayacağını bilmesi gerekir. Fatih Terim’in Hagi dışında bütün oyunculardan maksimum press istediği bu takım ayrılıp Fiorentina’ya gitmeseydi belki de Türk Futbol tarihine Şampiyonlar Ligi kupasını getirecek ilk takım olarak tarihe geçecekti yada en azından bir yarı final görebilirdi.

   Terim Galatasaray’a ikinci gelişinde ekonomik sıkıntılar ve uygun oyuncu profili oluşmaması nedeni ile bu feslefesini uygulayamadı ve başarısız bir dönem geçirmiş oldu. Burada futbolda ekonomik gücün ve oynatmak istenen oyuna uygun oyuncu profilinin başarı için olmaz ise olmazı olduğunu bir kez daha görmekteyiz zira Guardiola’nın kusursuz ve makine gibi işleyen bir takım yaratmak için neden sürekli yüksek bütçeli takımlar ile çalıştığının cevabını da burada bulabiliriz. Onun oynatmak istediği oyunu vasat oyuncular ile oynayamazsınız.

  Terim Galatasaray’a üçüncü gelişinde de yeni Hakan Şükür’ü Elmander ile yine bu sistemi ve bu felsefeyi uygulamaya çalıştı fakat bazı oyuncu eksiklikleri nedeni ve özellikle bir Hagi’si olmadığı için sistem bazı aksaklıklar yaşadı. Terim’in o dönemde ısrarla Kaka’yı istemesi ve tamamen farklı bir on numara olan Sneijder’e sıcak bakmamasının da altında yatan sebep aslında bu. Orta sahada Emre’nin işini Selçuk, Suat’ın işini ise Melo yapıyordu. Engin Baytar’dan bir Okan Buruk yaratmış Eboue’den de Capone ektisi alıyordu. Sistem bir Hakan Ünsal olmadığı için biraz sekteye uğrasa da zaman zaman Riera bu açığı kapatıyordu.

  Ve bu sezon özelinde Terim’in devre arası geldiği Galatasaray’da tam anlamı ile olmasa da zaman zaman yine bu oyun anlayışından izler gördük kaldı ki devre arasında geldiğiniz bir takımda hele de Belhanda,Feghouli,Fernando gibi tempo sorunu olan oyuncular ile Maicon,Serdar,Denayer gibi stoperler ile bu oyunu %100 oynamanız çok kolay değil. Terim bu sene özelinde sadece bekleri Mariano zaman zaman Lines ve Nagatomo’dan felsefesi anlamında istediğini alabildi.Burada yine taktiksel anlamda Terim’in sıkça başvurduğu bekler üzerinden hücum anlayışının örneklerini Başakşehir ve Beşiktaş maçlarında gördük. Başakşehir maçında Arda’nın takip etmeyeceğini bildiği için Mariano’ya Beşiktaş maçında ise Quaresma’nın takip etmeyeceğini bildiği için Nagatomo’ya hücumda özgürlük vermişti. Başakşehir maçında ilk gol Mariano’dan gelirken Beşiktaş maçında da ilk golün asisti Nagatomo’dan geldi. Yine sezonun ilk yarısında bir parlayıp bir sönen Rodrigues’in ikinci yarıda Galatasaray hücumunun en kilit oyuncusu olmasında Terim’in topu kaptığın anda rakip kaleye hızlı hücum anlayışının büyük payı var. Böylelikle Terim’in sadece gazcı değil iyi de bir taktisyen olduğunu görebiliriz.

   Kişisel fikrim önümüzdeki sezon Terim daha oynatmak istediği sisteme uygun oyuncular tercih edecek ve Galatasaray ekonomisi el verdiği sürece yaz transfer sezonunda yine büyük bir değişim yaşayacaktır. Terim’in bu sene yaşanan deplasman fobisi üzerine “galiba bu sene çözemeyeceğiz ama önümüzdeki sene hallederiz” söylemi de bunun habercisi.

  Fatih Terim , Galatasaray ligi sekizinci bitirmişti küme düşme geyikleri yapılıyordu geri geldi takımı şampiyon yaptı şampiyonlar liginde turlar atlattı. Döndü milli takımı tekrar Avrupa Şampiyonasına götürdü ve yine geldi devre arası aldığı Galatasaray’ı her türlü zorluğa rağmen yine şampiyon yaptı.Bütün bu yazdıklarımı gazla motivasyon ile açıklamak tam anlamı ile bir sığ düşüncenin ürünüdür. Bunu savunanlara benim sormak istediğim soru Terim 96-2000 sonrası gittiği Fiorentina’da ligde fırtına gibi esip İtalya kupasında finale kalırken de mi Nuno Gomes, Rui Costa gibi oyunculara hadi koçum hadi aslanım diyordu yada bu sezon devre arası geldiği ve bir çoğu ile herhangi bir gönül bağı olmayan Feghouli,Belhanda,Gomis,Ferndando,Nagatomo gibi oyunculara nasıl bir gaz verip şampiyon olmuş olabilir !! 

  Uzun lafın kısası karakterini beğenirsiniz beğenmezsiniz, seversiniz sevmezsiniz hatta nefret bile edebilirsiniz ama yaptıkları ile Fatih Terim saygıyı fazlası ile hak ediyor. Gegenpressing’in ilk uygulayıcılarından olan bu adamın özellikle Şampiyonlar Ligi eskiden çok daha zor iken ikincilerin üst tura çıkamadığı dönemlerde yaptıkları ve sadece kura ile gidebildiğimiz uluslararası turnuvalara milli takım ile üç kez gidip birinde yarı final oynaması bir başarı hikayesidir.

  Başkaları yaptığı zaman vay be dahi dediğimiz şeyleri kendi insanımız yaptığında sırf renkler uğruna farklı şeyler ile açıklamak yerine takdir etmeyi bilmeliyiz.

One Response

  1. Ahmet Mayıs 18, 2019

Tartışmaya Katıl