Güncel

TEKNİK BAKIŞ

   Ülke futbolu son iki yılda yapılan yatırımların karşılığında en azından Süper Lig seviyesinde az da olsa seviye atlamış durumda. Özellikle bu yıl oynanan futbolun kalitesinde gözle görülür bir artış var bununla doğru orantılı da statlarımızdaki doluluk oranları artmaya başladı. Uzun zaman sonra son 10 haftaya girilirken 4 takımın hala şampiyonluk yarışı içinde olduğunu küme düşme hattında Karabükspor’un dışında 4-5 takımın da düşme tehlikesi yaşadığını görüyoruz. Bu durum her ne kadar milli takım düzeyinde başarıya dönüşmese ve kulüplerimizin Avrupa kupalarındaki başarılarına yansımasa bile futbolumuzun gelişmesi adına ilerleyen yıllar için bizi umutlandırıyor. 

   Peki futbolda başarının baş unsurlarından biri olan teknik direktörlerimiz bu ilerlemeye ve bu gelişime ayak uydurabiliyorlar mı bu konuda maalesef pek umutlu olamıyoruz. Üç büyüklerin başına getirebileceğimiz yerli teknik direktör sayısı son derece az hal böyleyken milli takım içinde aynı şey geçerli. Evet belki üç büyükler dahil  kulüplerimizin yönetim tarzı henüz tam anlamıyla profesyonelce ve kurumsal değil belki ama her fırsatta kendilerine yeterli şansın verilmediğinden ve kendilerine güvenilmediğinden yakınan yerli teknik adamlarımızın hiç mi suçu yok. Hepsinin bir şekilde bahaneleri var,her bir gelen bir öncekini suçluyor da hiç mi aynaya bakıp acaba biz nerede hata yapıyoruz demiyorlar. 

   Geçtiğimiz günlerde dikkatimi çeken bir istatistiği sizinle paylaşmak istiyorum ;

Profesyonel liglerde kariyeri boyunca 10 ve üzeri takım çalıştıran teknik adam sayıları:
Türkiye 49
Almanya 5
Hollanda 5
İtalya 4
İspanya 2
İngiltere 2
Portekiz 1
Fransa 0

   Bu tablodan da anlaşılacağı gibi ülkemizde inanılmaz bir teknik direktör sirkülasyonu mevcut bunda her ne kadar kulüplerimizin istikrarsızlığı ve sabırsızlığı ön planda olsa da yerli teknik direktörlerimizin yetersizliği de bu tablonun oluşmasında son derece etkili. 

   Örneğin Rıza Çalımbay, bakıldığında kendisi son derece çalışkan işinden başka bir şey düşünmeyen ve tüm futbol ailesinin takdirini kazanmış herkesin sevdiği bir yerli teknik adam fakat gelin görün ki kendisinden beklenen elit seviye teknik adam konumuna bir türlü geçemiyor. Beşiktaş maçı sonrası yaptığı bu takımı ben kurmadım açıklaması yerli teknik adamlarımızın artık klasikleşen enkaz edebiyatının bir benzeri. Ben kurmadım dediği takımda Milan’dan Kucka ve Sosa, ülkenin hala bir numaraları santraforu Burak Yılmaz, Abdülkadir ve Yusuf Yazıcı gibi ülkenin çok şeyler beklediği iki genç yetenek ve Olcay,Okay, Onur Kıvrak gibi bu lig için oldukça yeterli oyuncular var.

Kurmadığınız bir takım başarısızlık için bir gerekçe olabilir ama o zaman da size kurmadığınız bir takımda sezon ortasında görevi neden kabul ettiniz diye sormak isterim. Kendi sahanda oynadığın iki önemli maçta hem Fenerbahçe’ye  hem de Beşiktaş’a karşı futbol olarak hiç bir şey üretememek ortaya hiç bir şey koyamamak , Okay ile Sosa’yı birlikte oynatmayı düşünemeyip yada Yusuf ve Sosa’nın beraber oynayabileceği bir düzeni kuramamak sahada Burak Yılmaz yokken o varmış gibi bir oyun oynamaya çalışmanın açıklaması bu takımı ben kurmadım olmamalı. 

  Rıza Çalımbay’ı işine olan saygısından ve çalışkanlığından ötürü daha sert eleştirmek istemiyorum zaten konu sadece Rıza Çalımbay da değil o sadece bir örnek Mesut Bakkal, Samet Aybaba, Yılmaz Vural , Mehmet Özdilek ve ismini sayamadığım daha bir çoğu hepsinin sürekli bir bahanesi sürekli bir gerekçeleri var. Hepsi bir diğerinin ayrılmasını yada kovulması bekliyor böylece de köşe kapmacacı gibi veya nöbetçi teknik direktörlük şeklinde veya rotasyona tabiymiş gibi çalışmaktan öteye gidemiyorlar.

    Yerli teknik direktörlerimiz bir türlü vizyonlarını geliştiremiyorlar bir çoğu yabancı dil bile bilmediği için ülke dışına çıkıp orada bazı tecrübeler birikimler elde etmeleri çok mümkün görünmüyor. Oysa bugün Avrupa’da bir çok üst sınıf teknik direktör en az iki yabancı dil biliyor. Yerli teknik direktörlerimizin bir çoğu yeni şeyler üretme bir şeyleri değiştirme peşinde olmak yerine koltuk kaybetmeme adına alışılmışın dışına çıkmaya cesaret edemiyorlar.

   Bu konu ile ilgili dikkatimi çeken bir diğer örneği sizinle paylaşmak istiyorum; 2015-2016 sezonunda Galatasaray Mustafa Denizli’nin istifası sonrası göreve geçici olarak A2 takım antrenörü Orhan Atiği getirmişti aslında tam da  uzun yıllar belki de bu görevi bekleyen kendine bir gün Galatasaray A takım hocalığını hedef edinen bir alt yapı antrenörü için uygun ortam da mevcuttu. Galatasaray lige erken havlu atmış, Avrupa kupalarından elenmiş bir durumdaydı taraftar baskısının nispeten daha az olacağı bir ortamda Orhan Atik belki de verilen şansı iyi kullansa ilerisi adına olumlu doneler verebilse bir sonraki sezon yönetim kendisi ile devam edecekti ki ekonomik sıkıntılar sebebi ile mevcut Galatasaray yönetimi bir sonraki sezona bir diğer alt yapı hocası Riekerink ile başlamıştı. Ama ne yazık ki Orhan Atik bırakın ortaya yeni bir şeyler koymak Başakşehir maçından sonra yaptığı “Galatasaray’ın kapısını süpür deseler süpürürüm ” tarzı sonra derece basit bir argüman ile vizyonsuzluğunu ortaya koymuştu. 

Barcelona B takımından bugün dünyanın belki de bir numaralı teknik direktörü haline gelen Guardiola örneği önümüzde dururken Orhan Atiğin Galatasaray’ın kapısını süpürmek gibi ucuz bir söylemi kullanmasını benim aklım almıyor gerçekten. Bu kadar mı ufak düşünüyorsunuz bu kadar mı hedefsiz ve vizyonsuzsunuz !! 

   Tüm bunlara rağmen bugün gelecek adına bizi umutlandıran kendisinden yeni bir şeyler bekleyeceğimiz yerli teknik adamlarımız da mevcut, Tamer Tuna, Okan Buruk, Erol Bulut bunlardan bazıları. Umarız bu yeni genç yerli teknik adamlarımız kendilerinden yaşça ve tecrübe olarak büyük meslektaşlarının yaptıkları yanlışları yapmaz ve hep birlikte ülke futbolunun gelişmesine oynanan futbolun kalitesinin artmasına ve ligimizin daha fazla izlenir hale gelmesine katkıda bulunurlar . Bu oyunun en büyük figüranları teknik direktörler ve futbolcular onlar vizyonlarını hedeflerini geliştirmedikçe bir adım ileriye gidemeyiz. 

Tartışmaya Katıl